PVC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PVC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2016 Salı

Plastik Ambalajlar



Plastik ambalajlar, içerdikleri ürünün üretiminden tüketici tarafından kullanılmasına kadar uzanan zincirin vazgeçilmez bir halkasıdır. 

- Plastik bir ambalajın üretimi ekonomik ve kolaydır
- Bu tür ambalajlara otomatik ve sıcak dolum yapılabilmektedir
- Taşıma/nakliye avantajlıdır çünkü içerdiği ürünü dış etkilerden koruma, fazla yer kaplamama ve hafif olma özelliklerine sahiptirler
- Çekici tasarımlar uygulanabilir; şeffaf olabilirler ve böylece içerdikleri ürünü görmemizi sağlarlar, pazarlamacılar için iyi bir malzemedir
- Kolay taşınabilme, hafif olma, kaliteyi koruma, nem ve sıcaklığa dayanıklılık, pratik kullanıma uygun, geri dönüştürülebilir olma gibi özelliklerinden dolayı tüketicilerin ilgisini çekerler.


Plastik ambalajlar sadece gıda gibi sıkça tükettiğimiz ürünlerin ambalajlanmasında değil, ilaç, tıbbi araç-gereç gibi medikal ürünlerin ambalajlanmasında ve endüstriyel malların taşınmasında da sıkça kullanılmaktadırlar.

Plastiklerin her birinin kendine has fiziksel ve kimyasal özellikleri, işlenme özellikleri ve tabi beraberinde maliyeti vardır.  Bir plastik tek başına kullanıldığı gibi, diğer plastikler, alüminyum ya da kağıt/karton gibi malzemelerle birlikte de kullanılabilir.  Bu uygulamalara sert (rijit) plastik ambalajlar ve esnek (fleksıbıl) ambalajlar örnek olarak gösterilebilir.


Esnek (fleksıbıl) ambalaj
Sert (rijit) plastik ambalaj
Tek malzemeli
Alışveriş torbası
Meyveli şeker ambalajı
Shrink film
Meşrubat şişesi,
Varil, bidon
Kap, tabak
Plastik çok katlı
PE astarlı PP “bigbag” büyük-dokuma torbalar
Şarküteri ambalajları  
Ketçap şişesi
Zirai ilaç şişesi
Diğer malzemelerle birleşik
Metalize filmler,
Kahve ambalajı,
Kuruyemiş ambalajı
Blister ambalaj,
İlaç ambalajları


Bugün polimer yani plastik hammadde üreticileri devamlı yeni teknolojiler geliştirerek; özellikle ambalaj uygulamalarına yönelik ürünlerinin özelliklerini ve performanslarını daha da iyileştirmektedirler.



Ambalaj uygulamalarında en çok kullanılan polimerler şunlardır:

Polietilen (PE)
Polietilen hammaddesi üretim şekli ve kimyasal yapısı itibariyle çeşitli ürünlerin genel adıdır.  Ancak en çok bilinenleri şunlardır:

HDPE – Yüksek yoğunluk polietilen
Ekstrüzyonlu şişirme ile kalıplama yöntemi ile üretilen süt, temizlik ürünleri ve endüstriyel maddeler, kimyasal maddeler için olan variller; kovalar, ince cidarlı kaplar ve enjeksiyonlu kalıplama ile üretilen kapaklar; enjeksiyonlu şişirme ile kalıplama ile yapılan ilaç ve şampuan şişeleri ve kozmetikte kullanılan kaplar bu hammaddeden üretilir.  Fleksıbıl ambalaj uygulamalarında kullanılan blown ve cast filmler de örnek olarak verilebilir.

LDPE – Alçak yoğunluk polietilen
Film, poşet/torba, shrink filmler, kaplar ve kapaklar gibi hem fleksıbıl hem de rijit uygulamalarda kullanılmaktadır. 

LLDPE – Lineer alçak yoğunluk polietilen
Streç film, alışveriş torbaları gibi ürünlerin imalatında tercih edilir.  LDPE ve LLDPE genellikle karıştırılarak kullanılır ve böylece LLDPE’nin fiziksel özellikleri ile LDPE’nin ısıl yapışma özelliği birleştirilir.

Polipropilen (PP)
Ekmek ve unlu mamuller, çok katlı filmler, medikal ambalajlar, şişe, kap ve kapaklar, “bigbag”ler gibi çok çeşitli kullanım alanları vardır. 

Polietilen teraftalat (PET)
Sıvı yağ, maden suyu, gazlı içecekler ve bira gibi sıvıların ambalajlanmasında kullanılan PET malzemesi, mikrodalgaya konabilecek gıda ambalajlarında, fırın poşetlerinde ve tıbbi ürün ambalajlarında da kullanılmaktadır.   

Polistiren (PS)
Ambalaj uygulamalarında sıkça kullanılan polistiren hammaddesinin çeşitleri şunlardır:

GPPS – Kristal polistiren
Berrak ve kırılgandır.  CD kutuları, ilaç şişeleri, ince cidarlı bardak, kap, vb. ürünlerin yapımında kullanılır. 

HIPS – Antişok polistiren
Termoform yöntemi ile üretilmiş kap ve kapaklarda kullanılır. 

EPS – Genleşebilen polistiren
Isıyı geçirmeyen çay-kahve koymak için kullanılan bardaklar, “fast food” restoranlarında kullanılan tabaklar, et-tavuk ambalajlamasında kullanılan tabaklar gibi gıda uygulamalarının yanı sıra; elektronik ve kırılgan eşyaların sevkıyatında koruma amaçlı da kullanılmaktadır.

Polivinil klorür (PVC)
Gıda ve gıda dışı ürünlerin ambalajlanmasında kullanılan şişeler, streç film, tıbbi ambalajlar (torbalar), blister ambalajlar, kutu vb. uygulamaları mevcuttur.

Polikarbonat (PC)
Damacana gibi temizlenip yeniden kullanılan su ve süt şişeleri ambalajlanmasında çok yaygın olarak kullanılmaktadır. 

EVOH, PA, PVDC
Çok katlı esnek ve sert ambalajlarda bariyer özelliklerini artırmak için kullanılırlar.  Açılımları sırasıyla EVOH (etilen vinil alkol), PA (poliamid), PVDC (poliviniliden klorür)’dür.  

Ambalaj uygulamalarında kullanılan plastiklerin bariyer performansları (Oksijen geçirgenliği / Su geçirgenliği) Şekil 1’de özetlenmiştir.

Şekil 1



Şekil 1’de görüldüğü üzere, polimerlerin su ve oksijen geçirgenliği birbirinden farklıdır.  Genellikle bir ambalajda istenilen özellikleri sağlamak için farklı polimerler bir araya getirilerek kullanılmaktadır.  Örneğin plastik diş macunu ambalajı çok basit bir ambalaj gibi görünse de, birkaç polimer katmanından oluşan bir üründür.  Yapısında genellikle LDPE/Etilen vinil asetat/EVOH/Etilen vinil asetat/LDPE katmanları bulunur.  Bu yapıda etilen vinil asetat katmanların birbirine bağlanmasını sağlar.  

Polietilen katmanını daha kalın kullanarak istenen oksijen bariyeri elde edilebilir ancak bu şekilde daha çok malzeme kullanılacağından, ekonomik değildir.  En uygun maliyetli olanı farklı polimerlerin birlikte kullanılmasıdır.  Çünkü birkaç ince katman, çoğu zaman tek başına kalın bir katmandan daha iyi bariyer sağlar.  

Bazen de polimerler, diğer malzemelerle birlikte kullanılarak ambalajlama yapılır.  En bilinenlerinden birisi kahvaltıda çokça tükettiğimiz mısır gevreği, müsli, vb. ürünler gibi bir karton kutu içerisinde yer alan plastik bir torbanın içinde satışa çıkarılmış ürün ambalajlarıdır.  Fleksıbıl plastik sınıfına giren bu film, ürünü taze tutmak amaçlı üretilmiş çok katlı bir yapı da olabilir.

İlaçların ambalajlanmasında sıkça kullanılan blister ambalaj üretiminde de plastik ve alüminyum folyo birleştirilir.  

Aktif ambalajlama

Ambalaj artık sadece ürünün tüketiciye ulaşmasına kadarki sürede kullanılan bir araç olmaktan çıkmış; bazı özel uygulamalarda içerisinde bulunan ürünün kalitesini korumada ve yükseltmekte aktif rol oynayan bir ürün olarak görülmeye başlanmıştır.  Ambalajın içine oksijeni emmek amacıyla demir oksit ve nemi emmek amacıyla silis jeli içeren küçük torbacıklar koyma uygulaması buna çok güzel bir örnektir ve uzun zamandır yapılmaktadır.  Günümüzde plastik ambalaj malzemesinin içine oksitlenebilen katkı maddeleri konabilmekte ve polimerleştirme sırasında polimerin yapısına oksijeni emen monomerler eklenerek oksijen emme özelliği olan plastikler yapılabilmektedir.   Bazen ise plastik ambalajın içinde oluşan amonyak, etilen ve hidrojen sülfit gibi bileşikleri emilerek meyve ve sebzelerin tazeliği korunabilmektedir.

Plastiklerin işaretlenmesi

Tüm dünyada geri dönüşüm / geri kazanım faaliyetlerine yardımcı olması bakımından plastik ambalajların işaretlenmesi giderek önem kazanmaktadır.  Bu işaretler ilk olarak ABD’li plastik organizasyonu SPI – The Society of the Plastics Institute tarafından 1988 yılında ortaya konmuştur.  Bu sembollerin ambalajlar üzerinde işaretlenmesi, ABD’nin bazı eyaletlerinde zorunludur.  Avrupa Birliği (AB) Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Direktifi’ne göre kullanılan malzemenin türü ambalaj üzerinde belirtilecekse benzer bir şekilde işaretleme yapılacaktır.  Avrupa Standartları Örgütünün (CEN) de ambalajların işaretlenmesi konusunda benzer tavsiyelerde bulunmaktadır.  Şekil 2’de gösterdiğimiz bu sembollerin kullanılması, plastik ambalajların geri dönüştürülmesi / geri kazanılması işlemi sırasındaki ayırma işlemini son derece kolaylaştırmaktadır. 

Şekil 2: Plastik ambalajların işaretlenmesinde önerilen semboller (CEN önerisi - AB Komisyonu Kararı - APME’nin görüşü)








30 Aralık 2015 Çarşamba

PVC’nin gerçek hikayesi - Bölüm 2

VCM’den PVC üretimi

Polivinil klorür (PVC) ilk defa 1927 yılında ticari olarak üretilebilmiştir. Malzeme yumuşak bir malzeme değildir. Bu nedenden dolayı PVC’den bir ürün üretilmesi, ancak plastifiyan (plasticizer) adı verilen katkı maddelerinin eklenmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Yoğunluğu 1,35 g/cm3 olmakla beraber; polimer zincirlerinin uzunluğu K değeri adı verilen fiziksel bir değer ile belirtilir. Bu değer PVC hammaddelerinin çeşitlerini ayırmak için kullanılmaktadır. Günümüzde boru ve boru aksamlarında, profil ve ince borularda, film ve levhalarda, tel, kablo ve şişe üretiminde kullanılmaktadır.

PVC, süspansiyon, emülsiyon ve kütle polimerizasyonu yöntemleri ile üretilebilmektedir. Süspansiyon polimerizasyonu en yaygın kullanılan yöntemdir. Bu işlemde vinil klorür monomeri (VCM) güçlü bir çalkalama ile suya dağıtıldığı bir polimerizasyon reaktöründe basınç altında işleme sokulur. Üretime bir reaksiyon başlatıcısı da eklenir. Sonra karışım 60 - 70°C dereceye kadar ısıtılır. Monomerin % 90 kadarı polimere dönüştüğünde tepkime, sulu karışımın bir gaz ayrıştırıcısında gazın boşaltılması ile durur. Geriye kalan monomer, polimer filtreden geçerken geri dönüştürülür, santrifüje yollanır ve kurutulur.

Emülsiyon prosesinde ise VCM, sabun tipi emülgatörlerle suda dağıtılarak macun tipi PVC üretilir. Emülsiyon polimerizasyonu, mineralden arındırılmış su, VCM, suda çözünen bir tepkime başlatıcı (hidrojen peroksit) ve sabun tipi emülgatörlerin eklendiği bir reaktörde gerçekleştirilir. Reaktörde, lateks adı verilen, boyalar ve bitirmeler için kullanılabilen süte benzer bir emülsiyon oluşur.

PVC, iki aşamalı kesikli bir işlem olan kütle polimerizasyonu ile de üretilir. Bu işlemde polimerizasyon sırasında su eklenmez. İlk aşamada, VCM bir reaksiyon başlatıcı ile % 10 dönüşüm sağlanana kadar ön-polimerizasyona tabi tutulur. İkinci aşamada ise çözelti, daha çok VCM’in ve reaksiyon başlatıcısının eklendiği ve karışımın ısıtıldığı reaktöre gönderilir. Toz halinde polimer, yüksek berraklığa sahip film yapımında kullanılabilir.

Sert ve kırılmaya yatkın olan PVC tipleri kolay işlenemezler.  Bu nedenle plastifiyanlar veya ısı stabilizatörleri gibi katkı maddelerinin eklenmesi gerekir.

PVC’nin kullanım yerleri

PVC modern çağın en çok kullanılan plastik malzemelerinden biridir. Çeşitli katkı maddeleri eklenerek dayanıklılık, yanmaya ve aşınmaya direnç, suya direnç, işlenebilirlik ve esneklik, bakım kolaylığı gibi mükemmel özellikler kazanan PVC birçok alanda kullanılmaya uygun hale gelir.   

Katkı maddeleri (stabilizatörler, imalat sırasında eklenen bazı maddeleri, plastifiyanlar, dolgu maddeleri ve renklendiriciler) kullanılarak PVC’den belli özelliklere sahip ürünler elde edilebilir.  Bu ürünler şöyle sıralanabilir:

  • Kapı ve pencere çerçeveleri,
  • Zemin ve duvar kaplamaları,
  • Elektrik kabloları
  • Su ve kanalizasyon boruları,
  • Şişeler ve kaplar,
  • Folyolar,
  • Tıbbi araçlar,
  • Oyuncaklar.
Birçok farklı sektörde kullanılan bu hammadde ile ilgili yıllardır sorular sorulmaktadır.  Bu soruların doğru yanıtlarını gözden geçirmekte fayda vardır:

  • İnşaatlarda, binalarda plastik ve PVC kullanılırsa çok miktarda ahşaptan tasarruf sağlanabilir.  Oksijen kaynağı olan orman arazileri azalmaz. 
  • PVC yanıcı bir malzeme değildir. Hatta kendiliğinden sönme özelliği vardır. Eğer tutuşursa, kendiliğinden söner. PVC’nin sürekli yanabilmesi için ortamdaki oksijen oranının % 40 – 50 oranında olması gerekir. Oysaki havada oksijen % 21 oranında bulunmaktadır. Bu nedenle PVC’nin yanıcılık bakımından, ahşap gibi geleneksel malzemelere kıyasla, binalarda daha güvenle kullanılabilir bir malzemedir denebilir. 
  • Klorun tehlikeli ve zehirli bir madde olduğu doğrudur. Ancak, klor sofra tuzunda da bulunur ve aynı sofra tuzunda olduğu gibi PVC’de bağlı bir elementtir ve ne imalat sırasında ne de ürünün kullanılması esnasında ayrışmaz. 
  • PVC’nin kurşun içerdiği ve bu yüzden tehlikeli olduğundan çokça söz edilmektedir. Ancak her tip PVC hammaddesinde kurşun veya başka bir ağır metal bulunur demek doğru değildir.  Özellikle inşaat sektöründe, kablo ve boru gibi ürünler için üretilen hammaddelerde stabilizatör olarak kurşun bulunabilir. Bunların suda çözünerek doğaya karışması da çok kolay değildir.  Günümüzde PVC hammaddeleri, çevre için zararlı olabilecek bu ağır metal oranları dikkate alınarak üretilmektedir. Çok uzun bir süredir PVC için stabilizatör olarak organik kalay bileşikleri kullanılmaktadır. Stabilizatör olarak çinko ve kalsiyum bazlı katkı maddelerinin kullanılmasının yaygınlaştırılmasına da devam edilmektedir.  
  • PVC’ye yumuşaklık sağlamak için plastifiyanlar eklenmektedir.  Doğru bir şekilde, doğru miktarlarda uygulanmaları gerekmektedir.  Yeni geliştirilen plastifiyanlar, güvenle kullanılabilmektedirler.  Dioktil ftalat (DOP) olarak bilinen katkı maddesi en çok bilinen plastifiyandır.  Bu maddenin kullanımı ile ilgili birçok test yapılmıştır, etkileri ve miktarları belirlenmiştir. 
  • PVC’nin hidroklorik asite dönüşerek asit yağmuruna dönüştüğü şeklindeki inanış doğru değildir. PVC ancak yüksek sıcaklıkta ayrışırsa hidroklorik asit açığa çıkar ancak normal sıcaklıklarda böyle bir durum için kaygılanmaya gerek yoktur. 
  • PVC geri kazanımı mümkün bir plastiktir. Diğer termoplastikler gibi yeniden işlenebilir veya özel yöntemlerle geri kazanılabilir.
Terimler Sözlüğü

Emülgatör: İki karışmaz sıvının bir karışımına, sadece birbiri üzerine iki katman sıvı olması için değil, bir emülsiyon oluşturması için eklenen bir bileşik.  Emülgatör genellikle, moleküllerinin bir ucu suda çözünür ve diğer ucu ise organik bir maddede çözünür özelliğe sahip bir sabuna benzer. Sabun molekülleri misel adı verilen, topa benzeyen, ve suda çözünür uçların suya, organik çözünür uçların ise top şeklindeki yapının merkezine uzandığı küçük yapılar oluştururlar. Yağ, miselin merkezinde saklanarak suda sabit hale gelir. Böylece su ve yağ karışmış olarak kalır.

Emülsiyon: Bir sıvının diğer bir sıvıda dağıtıldığı bir dağılım – örneğin süt, yağın su içindeki bir emülsiyonudur.

Emülsiyon polimerizasyonu: VCM monomeri, yüzey-aktif etken maddeler yardımıyla suda emülsiyonlaştırılır. Monomer, damlacıklar halindedir ve küçük bir bölümü de misellerin içinde erimiştir. Suda çözünen bir reaksiyon başlatıcı eklenir ve misellerde polimerizasyon başlar. Monomer, emülsiyon damlacıklarının sulu aşamayla yayınımı (difüzyonu) ile lateks parçacıklarına (misellere) eklenir. Kesikli polimerizasyon: Bir reaktördeki tüm bileşenler; ürün elde edildiğinde polimerizasyon durur. Yarı-devamlı polimerizasyon: Polimerizasyon boyunca sürekli olarak emülgatör eklenir. Devamlı polimerizasyon: Su, reaksiyon başlatıcı, monomer ve emülgatör reaktörün tepesinden eklenir. Reaktörün altından PVC lateks alınır. Lateksin gazı alınır ve kurutulur; geriye kalan katı PVC saklanır.

K-değeri: PVC polimeri için, polimer molekülü uzunluğunu tanımlayan bir özellik.

Kütle Polimerizasyonu: Bu işlemde, monomerler sulandırıcı olmadan polimerleştirilir. Reaksiyon, yüksek derecede ısıveren bir reaksiyon olduğu için, işlem küçük kazanlarda gerçekleştirilir ve reaksiyon ilerledikçe ortam sıcaklığı düşürülür.

Misel – Hidrofilik uçlar dışa uzanırken, tüm hidrofobik uçların ince bir hidrofobik faz oluşturmak üzere içe uzandığı organize bir yüzey-aktif moleküller damlası. Bkz. aşağıdaki şekil:


Reaksiyon başlatıcı: Kimyasal bir tepkimenin başlamasına neden olan ve tepkimenin sonunda ortaya çıkan bileşimin bir parçası olmak üzere tepkimeye giren etken madde. Başlatıcılar, katalizörlerden farklı olarak reaktantlarla tepkimeye girerler.

Yüzey-aktif madde – Surfactant.  İngilizce SURFace (yüzey) ACTive (aktif) AgeNT (aracı madde) sözcüklerinin ilk hecelerinden türetilmiş bir sözcük. İki madde arasındaki sınırda yer almayı tercih eden bir madde – örneğin, deterjanlarda bir uç büyük ölçüde yağlı maddelerde çözünebilir halde iken bir uç da suda çözünebilir haldedir.





20 Ekim 2015 Salı

PVC’nin gerçek hikayesi - Bölüm 1


İçinde bulunduğumuz çağ, plastik malzemelerin yaygın kullanılması nedeniyle çoğu zaman “plastik çağı” olarak da isimlendirilmektedir. 

Doğada yapı olarak plastiklere benzeyen birçok malzeme bulunmaktadır.  Bu malzemelerin geçmişi milyonlarca yıl önceye uzanır.  Mücevherlerde kullanılan “kehribar”, içeriğinde bulunan uçucu bileşenlerin uzun sürede buharlaşması ve bu olurken kimyasal yapısının değişmesi suretiyle ağaç reçinesinden elde edilmektedir.  Aynen plastik malzemelerde olduğu gibi, kehribarın rengi de çok açık tonlardan koyu kahverengiye kadar uzanan geniş bir yelpaze oluşturur. 



Polivinil klorür ya da bilinen kısa adıyla PVC, 1835 yılında Fransa’da başlayan hikayesiyle en uzun geçmişi olan sentetik plastik malzemelerden biridir.   Vinil klorür monomeri (VCM) ilk kez Fransa’da üretilmiştir.  İlk polimerleştirme deneylerinde monomer güneş ışığına maruz bırakılmış ve monomerler bir zincir oluşturarak ilk PVC polimerini oluşturmuştur.   

Bu polimerleştirme prosesi 1912 yılında patent almaya hazır hale gelmiştir.  Deneme üretimleri ise 1930’ların başında, Almanya ve ABD’de başladı.  Geliştirilen ürünün tanıtımına ve pazarlanmasına ise 1939 yılında başlanmıştır. 


Kullanımı sürekli artan PVC, günümüzde en sık kullanılan ticari polimerlerden birisidir.  Ancak 1980’lerden beri bu malzeme bazı nedenler öne sürülerek sürekli olarak saldırıya maruz kalmıştır.  Bu saldırıların ardındaki yanlış inanışlar nelerdir ve bunların doğrusu nedir? Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için, PVC’nin gerçek dünyasına bir bakalım.

PVC nasıl üretilir?

PVC üretiminin en baştaki hammaddeleri tuzlu su (NaCl ve su çözeltisi) ve petrolden elde edilen etilendir. 

Petrol, organik maddelerin birikmesi ve değişime uğraması sonucunda milyonlarca yıl içerisinde oluşur.  Tuzun ana kaynağı deniz suyu ve tuzlu su gölleridir.  Dünyanın jeolojik tarihi boyunca, kara ile çevrilmiş tuz göllerindeki su kurumuş ve kaya tuzu ayrılmıştır (kristalleşmiştir) ve tuz madenleri de bu şekilde oluşmuştur.  Bu nedenle PVC’nin ikinci hammaddesi olan tuz bu madenlerden ve suyun buharlaşması sonucunda veya doğrudan deniz suyundan elde edilir.

Ortam sıcaklığında PVC sıradan solventlerde çözülmeyen, kokusuz, tatsız beyaz bir tozdur.

Tuzlu su elektrik enerjisi kullanılarak, elektroliz yöntemi ile kimyasal bileşenlerine ayrışır.  Daha sonra klor (Cl) ve başka iki yararlı madde olan sodyum hidroksit (NaOH) ve hidrojen elde edilir.  Klor kimyasalı, PVC üretiminin yanı sıra, klor bazlı endüstrilerde (özellikle ilaç endüstrisinde) ve evlerde de kullanılır (çamaşır suyu).

Etilen ise çeşitli karmaşık kimyasal süreçler sonucunda elde edilir (ileri ki yazılarımızda bu süreçleri detaylı bir şekilde açıklayacağız).


PVC üreticilerinin bir çoğu PVC tesislerinin yanı sıra bir klor tesisini de içeren entegre üretim tesislerine sahip olduğu için klor-alkali ve PVC genellikle birlikte anılır.  Temel olarak bir klor-alkali tesisi, klor ve kostik soda yani NaOH üretmek için elektrik enerjisi ve tuzdan yararlanır.

Kostik soda ve klor nasıl üretiliyor?

Kostik soda veya NaOH (sodyum hidroksit) suda ve alkolde çözülebilen beyaz bir alkalindir.  NaOH genellikle kağıt hamuru ve kağıtta, alüminyum oksit üretiminde, cam, sabun, deterjan ve tekstil endüstrilerinde kullanılmaktadır.

Elektrokimyasal bir ünitede (ECU) üretilen kostik soda üretiminde, çok büyük iletkenler arasından elektrik akımının geçtiği tuzlu su (NaCl ve su çözeltisi) kullanılır.  Kostik soda ve ortak ürünü klor (Cl2) temel olarak, her 1 ton Cl2 için 1.1 ton NaOH  üreten elektroliz yöntemi ile elde edilir. Bu değere ECU da denmektedir. 

Geleneksel olarak elektroliz, cıva veya diyafram hücre teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilmektedir.  Ancak, artık iyon değişimli zar hücreler (membrane cells) çevresel ve ekonomik yararları dolayısıyla giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Zar hücrenin kullanıldığı yöntem, aslında polimer endüstrisindeki yeni gelişmelerin bir sonucudur.  Bu işlemde iyon değişim zarı tüm gaz ve sıvı akışlarına karşı bir bariyer görevi görür ve kompartımanlar arasında sadece sodyum iyonlarının geçişine izin verir.  Sodyum iyonları, hidrojenin serbest kaldığı katotta NaOH üretmek üzere hidrat hale geçer.  Zar genellikle bir ko-polimer veya tetrafloroetilen veya benzer bir florlu monomerdir.  Zarın kendisinin çok pahalı olmasına ve çok yüksek saflıkta tuzlu su gerektirmesine rağmen, bu yöntem ile, üretim sırasında çevreye zarar vermeyen yüksek kalitede ürün elde edilir.


Klor (Cl2) reaktif bir gazdır. Nihai ürüne yönelik başlıca kullanım alanı olan PVC üretiminde tüketiminin % 36’sı EDC (etilen diklorür) ve VCM (vinil klorür) ara ürünleri aracılığıyla kullanılır. Geri kalanı organik kimyasallar, klorlu ara ürünler, su arıtma, kağıt hamuru ve kağıt endüstrisi ile diğer uygulamalarda kullanılır.  Cl2’nin taşınması çok zor ve tehlikeli olduğu için günümüzde çoğu üretici entegre tesislere sahiptir.  Bu nedenle, kostik soda piyasada satılan bir ürünken, klor genel olarak üreticiler için entegre bir ürün kategorisindedir.

Etilen ve klordan EDC elde edilmesi

EDC (etilen diklorür), VCM (vinil klorür) ve trikloroetilen gibi bir çok kimyasalın üretiminde kullanılan bir ara üründür.  Berrak, renksiz, oldukça uçucu ve zehirli, yağlı bir sıvıdır.  Sulu bir ortamda bir çok metal ile reaksiyona girmesi söz konusudur.

C2H4       +       Cl2      ®      C2H4Cl2        Doğrudan klorlama
Etilen              Klor                EDC

EDC, iki yöntemle üretilir; saf Cl2 ve etilen kullanarak doğrudan klorlama veya etilenin Cl2 ve HCl ile tepkimeye girdiği oksi-klorlama yöntemi ile..Doğrudan klorlama işleminde, Cl2 ve saf etilen, bir katalizörün eşliğinde tepkimeye girerler.  Reaksiyon, düşük (20 - 70°C) veya yüksek sıcaklıkta (100 - 150°C) gerçekleştirilebilir.  Bu işlemde, yüksek dönüştürme oranlarına ulaşılabilir.

Şekil 1: EDC üretimi için doğrudan klorlama yöntemi

Oksi-klorlama yönteminde ise EDC, etilenin HCl ve oksijen veya hava ile tepkimeye girmesi ile oluşur. 200 - 300°C ve 4 - 6 bar basınçta bir katalizör eşliğinde oluşturulan tepkime ya sabit ya da sıvı yataklı bir reaktörde gerçekleştirilir. Buhar oluşumu için tepkimenin ısısı kullanılır.

C2H4       +                2HCl      +          1/2O2     ®      C2H4Cl2               Oksi-klorlama
Etilen                 Hidrojen Klorür           Oksijen                EDC


Şekil 2: EDC üretimi için oksi-klorlama yöntemi

EDC’den VCM üretimi

EDC’nin % 95’i vinil klorür monomerinin üretiminde (VCM) kullanılır.  VCM su ve alkolde çözülebilen renksiz bir gazdır.  VCM’nin hemen hemen tamamı PVC üretimi için kullanılmaktadır.  Günümüzde vinil klorür monomeri klor-alkali sürecinin bir parçası olduğu gibi; asetilen gazından da elde edilebilmektedir.  Asetilen bazlı VCM’nin ticari üretimine 1920’lerde başlanmıştır.  Ama daha sonra bu yöntemden yüksek maliyetler dolayısıyla vazgeçilmiş.

EDC’den VCM ısı yardımıyla parçalama yöntemi ile elde edilir.  Bu işlem, 450 - 550°C sıcaklıkta ve 1 - 40 bar basınçta katalizörler yardımı ile gerçekleştirilmektedir.  Üretilen gazlar, yan ürün oluşumunun engellenmesi için hemen soğutulmaktadır.  Daha sonra VCM, hidrojen klorürden (HCl) ayrılması için damıtma (distilasyon) kolonuna gönderilir.

C2H4Cl2 ® C2H3Cl + HCl
EDC             VCM 

 Şekil 3: EDC parçalama ile VCM üretimi

Ekonomik nedenlerle, bir çok EDC/VCM hattı “klorlama – oksiklorlama – EDC parçalama” tesisleri ile entegre durumdadır.

Günümüzde, doğrudan etan gazından VCM üretimi de geliştirilmiştir.  Etan gazı ve kuru HCl arasındaki tepkime oksijenli bir ortamda gerçekleştirilmektedir.  Bu yeni katalitik yöntem, bugünlerde halen pilot bir tesiste test edilmektedir.  Üretici, bunun üretim maliyetlerini düşüreceğini, ama geleneksel VCM üretimine göre daha fazla yatırım gerektireceğini ifade ediyor.

Devam edecek..

Bu yazıda kullanılan bazı terimler ve anlamları

Alkalin: pH’si 7 ila 14 arasında olan bir solüsyon. Alkalin maddelere genellikle “baz” denir.

Alkol: Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşmuş bir kimyasal bileşikler grubu ailesine verilen ad. Molekül serileri zincir uzunluğu bakımından farklılık gösterir ve bir hidrokarbon ile bir hidroksil grubundan oluşur; CH3–(CH2)n–OH (örneğin, metanol, etanol ve üçüncü dereceden bütil alkol)

Baz: pH’si 7’den büyük bir madde.

Elektrokimyasal Ünite (ECU): Klor – alkali proseslerinde, bir birim klora karşılık 1.1 birim kostik soda (NaOH) oranında üretim gerçekleşir. Bir birim klor ve 1.1 birim kostik sodanın birleşimi bir ECU’dur.

Elektroliz: Bir maddenin, genellikle bir çözelti içinde veya bir elektrik akımı geçişi ile bir eriyik olarak ayrıştırılması işlemi.

Entegre üretim: Dönüştürme proseslerinin tamamının tek bir bünyede toplanmış olması.  Dönüştürme prosesleri içinde tek başına bir ünite olması genellikle nakit maliyet artı yeniden yatırımı kapsayan sermaye maliyetini gerektirdiği için entegre üretim modeli ekonomik açıdan önemli bir modeldir.

İyon: Pozitif veya negatif bir elektrik yüküne sahip bir atom veya molekül.

Klor-alkali: Elektrolizin birleşik ürünleri olan klor ve kostik sodayı ifade etmek için kullanılan tanımlayıcı terim.

Klor-alkali endüstrisi: Klor ve kostik soda ortak ürünlerini üreten sürece dayalı endüstri.

Tuzlu su: Tuzun sudaki çözeltisi.